Uzun bıyıklarında
Güller asılı gördüm
Gülpembe mosmor olmuş ağlıyor
Biber patlıcana sarılmış
Domates ağlar mı
İşte ağlıyor...
Eşeğin biri koluna girmiş
Uzun saçlı adamın
Olacak iş değil arkadaşım
Eşek ağlıyor...
Hatmi çiçeği nerden tanıyor.
Kederinden yapraklarını yolmuş
Uzun saçlı adam diye ağlıyor
Uyandım Sabah
Baktım çocuklar ağlıyor
Japonlar ağlıyor
Uzun saçlı adam ölmüş...
Dünya ağlıyor
Konya ovasında yaşayan Mançozade adlı
büyük bir aile, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u alması ile birlikte Rumeliye
göç etmiş ve Selanik’e yerleşmiştir. Birinci Dünya Savaşına kadar Selanik’de
yaşayan Mançozade ailesi, savaşın hayat koşullarını güçleştirmesi nedeniyle
tekrar İstanbul’a göç etmiştir. Mançozade’lerden Mehmet Abdi bey İstanbul’da
bir konağa yerleşmiş ve arkadaşının kızkardeşi olan Nimet hanımla evlenmiştir.
Yıllar sonra Nimet hanım Barış Manço'nun "Gülpembe" şarkısının ilham kaynağı
olacaktır. Cumhuriyet devrimlerini yaşayan aile soyadı kanunu ile birlikte
Mançozade olan aile adlarını değiştirerek Manço soyadını alırlar. Abdi
bey ile Nimet hanımın oğlu Hakkı bey, Rikkat Uyanık ile evlenir. Hakkı
bey ile Rikkat hanımın ikinci çocuğu 2 Ocak 1943 yılında doğan Mehmet Barış
Manço dur. Barış Manço, Oktay Manço, Savaş Manço ve İnci Manço ile birlikte
4 kardeştiler. 2. Dünya savaşının sonlarında doğan Barış Manço, ailesinin
savaşın bitmesine duyduğu özlem nedeniyle “Barış “ ismini seçtiklerini
söylemektedir. Döneminin Türk Sanat Müziği sanatçısı olan Rikkat hanımla,
Hakkı bey Barış 3 yaşındayken ayrılırlar. Babasının yanında büyüyen Barış
Manço'nun çocukluğu Kadıköy'de geçmiştir. İlkokulu Gazi Mustafa Kemal ilkokulunda
tamamlamış, daha sonra Galatasaray Lisesine devam etmiştir. 10. sınıfdayken
babasını kaybeden Barış Manço, Galatasaray Lisesinden ayrılarak Şişli Terakki
Lisesine gitmiş ve oradan mezun olmuştur. Aileden gelen yetenekle 2 yaşından
itibaren şarkı söylemeye ve Ortaokul 2. sınıf öğrencisiyken de amatör olarak
müzikle uğraşmaya başlamıştır. Liseyi bitirince 20 Eylül 1963 yılında önce
Parise oradanda Belçikaya ağabeyi Savaş Mançonun yanına gider. Belçika
Kraliyet Güzel Sanatlar Akademisinde resim, grafik ve iç mimari okur. Lisede
çok başarılı olmayan hatta müzik ve coğrafyadan ikmale kalan Barış Manço,
bu okuldan çok iyi derece ile, okul birincisi olarak mezun olmuştur. Galatasaray
Lisesinde başlayan müzik hayatı, Belçikada da devam etti. 1970 yıllarında
yurda döndüğünde Dağlar, Dağlar şarkısını yaptı. Bu şarkı onun hayatında
bir dönüm noktası oldu. Aynı yıllarda görüntüsü değişmekte, müziği ve kıyafetleri
ile bir ekol oluşturmaktadır. Barış Manço insan ilişkileri konusunda çok
iyidir. Bağlantı kuramayacağı hiçbir canlı yok denebilir. Zaten daha sonraki
yıllarda da yaptığı bir röportajında " Kendimi, toplumla diyalog kuran
bir iletişim aracı olarak görüyorum" diyecektir. 1971 yılında askerlik
yılları başlayacaktır. Askerdeki ilk ayları, hem ani olarak askere alınması,
hem
de diplomasına rağmen üniversite mezun olmasının tartışılması ve de saçlarının
kesilmesi gerektiği nedeniyle çok keyifli başlamadı. Askerliğini Polatlıda
Topçu asteğmen olarak yaptı. Askerliğin son ayları ise güzel dostluklar
ve askeriye de bir dizi konserlerle üretken bir hale dönüştü. Askerlikten
sonra yine bir dönem Belçika günleri araya girmektedir. Barış Manço, sıra
dışı kıyafetleri, takıları, enterasan el hareketleri ve şarkılarına çektiği
klipler ile bizleri şaşırtmayı sürdürmeye devam eder. Sanatçının görevinin
biraz da şaşırtıcı şeyler yapmak olduğuna inanmıştı. Yıllar geçtikçe bu
davranış ve biçimlerin onun özgün kişiliği olduğunu daha iyi anlayacaktık.
18 temmuz 1978 yılında Kadıköy evlendirme dairesinde Lale Manço ile evlendi.
Bu konuda da topluma örnek olmayı başaran Barış Manço, evliliğinde de İstanbul
geleneğini sürdürdü. Bu evliliği, Lale Manço da 1998 yılında yaptığı bir
röportajda " Barış içinde 23 yıl" diye tanımlıyor. Evdeki birliktelikleri,
iş hayatında da devam eder, Lale Manço, televizyon programlarına yönetmen
ve yapımcı olarak imzasını atar. Bu beraberliğe oğulları 19 Mayıs 1981
yılında Doğukan Hazar, 24 Temmuz 1984 yılında Batıkan Zorbey katılır. Dünya
çocuklarının Barış abisi, kendi çocuklarıyla da iyi arkadaş olduğunu söylemektedir.
Yoğun iş programı çocuklarını ihmal etmesine asla neden olmamıştır. Çocukları
için en büyük öğüdü, yaptıkları işin en iyisini severek yapmaları gerektiğidir.
Çocukları için tek kaygısının adam gibi adam olsunlar diye dile getiriyor
ve hangi meslek olursa, tornacı bile olabilirler ama kendi deyimiyle onlar
için "Doğukan usta, öyle bir vida sıkar ki başka türlü sıkar" denmesini
arzu ettiğini söylemektedir. Doğu ile batının sentezini yapmıştı. Ona göre,
doğunun herşeyi kötü, batının herşeyi iyi doğru bir kavram değildir. Oğullarına
da Doğukan ve Batıkan isimlerini koyması doğu ve batının barış içinde olması
dileğinden kaynaklanmaktadır. Barış Manço'ya göre Türkiyenin de bulunduğu
konumum kesin bir sınırlaması yoktur. Türkiye, doğudan bakıldığı zaman
batıda, batıdan bakıldığı zaman da doğudadır. Bu konudaki duygularını ise,
Japonya konserinde 20.000 Japon'un Türk bayrağı çıkartıp sallamasından
televizyon başındaki 60 milyon insanın gözyaşları içinde izlemesi gibi
heyecanlandığını ve gurur duyması ile ifade ediyor. Barış Manço yabancı
ülkelerdeki çalışmaları için yaptığı değerlendirmede "Japonlar beni sahiplendiler,
milyonlarca Japon konserlerime geliyor, CD'lerimi alıyor, Japonlar bende
doğru birşeyler buluyor. Şarkılarımı didik didik inceliyorlar, onlardan
konferanslar hazırlayıp televizyon programları yapıyorlar. Türkiyede bunun
onda biri yapılmadı. Belçikada ise, onların ülkelerini tanıttığım için
Liege Prensliği onur ödülü verdiler. Törene limuzin ve dört eskort ile
gittik. Belçikanın en büyük gazetesi birinci sayfada yarım sayfa ayırdılar.
Türkiyede 40 yıllık sanat hayatımda baş sayfaya çıkamadım" gibi serzenişte
bulundu. Ne yazık ki yıllar sonra baş sayfada bulunma nedenin "ölüm" olması
çok hüzünlü idi. Önemli olmaktan çok değerli olmayı tercih ettiğini söyleyen
Barış Manço, duygusallığını seçtiği bir yaşam biçimi olduğunu vurgularken,
kendi deyimiyle kuzey kutbunu da asla kaybetmediğini de sözlerine ekliyor.
Rus romantikleriklerinden, Korsakof, Musolski ve Çaykoski den etkilenerek,
evinin dekorasyonunda da romantik çağı, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyılın
başını yansıtan tarzı tercih etmişti. Türkiyedeki en uzun ve başarılı televizyon
programlarını yaptı. 200' ün üstünde şarkısı ona 12 altın, platin albüm/kaset
ödülü kazandırdı. Şarkılarının bir bölümü Yunanca, Bulgarca, Arapça, Farsça,
Japonca, İbranice, Fransızca, İngilizce ve Flemenkçeye çevrildi. Her ülkede
şarkıları çok sevildi. Kongo'daki 12-13 bin kişinin katıldığı konserde
"Domates Biber Patlıcan" ı söylerken, Kongoluların koro halinde şarkıya
eşlik etmeleri şarkının evrenselliği hakkında bilgi vermektedir. Bu konuya
başka bir örnekte Mısır da yaşanmıştı. Barış Manço, Mısır Televizyonunda
canlı yayında Dağlar Dağlar'ı Arapça söylemişti, bu programın sonunda Mısırlılar
sokağa döküldüğü gibi, programda defalarca tekrarlanmıştı. En büyük arzusunun
ansiklopediler de yer almak olduğunu söyleyen ve Barış Manço müzesi kurmak
isteyen Manço, " 20. yüzyılda yaşamış, o yüzyıla damgasını vurmaya çalışan
bir Türküm, 20. yüzyılın Türk Müziğini yapıyorum" demektedir. Müzik ve
televizyon hayatında sayısız ödüller alan Barış Manço 1991 yılında devlet
sanatçısı ünvanı, yine aynı yıl Hacettepe Üniversitesi onursal doktora
ünvanı, Uluslararası Teknoloji Ödülü, Japonya; Uluslararası Kültür ve Barış
ödülü, Belçika Krallığı; Leopold II şövalyesi nişanı, Fransız Kültür Bakanlığı
Edebiyat ve Sanat Şövalyesi nişanı, Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı; Türkmen
Vatandaşlığı ödülleri kazanmıştır.


